Anahtar Kelime ile Ara

06.02.2020

Please reload

Günce Yazılar

FOLLOW ME:

  • Facebook - Gri Çember
  • Instagram - Gri Çember
  • LinkedIn - Gri Çember

Cezmi Kardaş ile Röportajımız

February 9, 2020

Röportaj linki....

 

Colorist ve CG Artist Cezmi Kardaş’ın daha önce BURADAN haberini yaptığımız Showreelini izleyebilirsiniz. Ayrıca sanatçının sitesine BURADAN ulaşabilirsiniz.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Ben teşekkür ederim, bilgilendirici güzel bir siteniz var.

 

1- Size renklerin efendisi desek tam yeridir. Peki, kimdir renklerin efendisi, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

 

Şubat 1977 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde doğdum. Çocukluğum köyde çiftlik hayatıyla ve hayvanlarla ilgilenmekle geçti. İlk televizyonumuz ile 1981 yılında tanışmış, beni yepyeni hayallere ve hedeflere itmiştir. Tek kanallı zamanlarda TRT’de izlediğim Star Trek, Kara Şimşek, Voltran ve Robotek gibi çizgi film, diziler ve filmlerle tanışmış, bilimkurguya karşı büyük ilgi duymuştum. Aynı zamanda bilimi de sevmeye başlamıştım. Bu filmlerde kullanılan uzay gemisi, uçakların tasarımları. Benim tasarımcı yönümü de keşfetmemi sağlamıştır.

1987’de ilkokul 5. sınıftayken Manisa’nın Salihli ilçesine taşındık. Elektroniğe merakımdan dolayı, yazları Radyo ve TV tamircisinde çalışmaya başladım. Elektroniği yeni öğrendiğim zamanlarda Salihli’deki tek olan İş Bankası’nki bilgisayarları ilk kez görmüştüm ve hoşuma gitmişti. Benimle ilgilenen memur amcayla arkadaş olmuştuk. İş Bankasının her ay çıkardığı bilgisayarlarla ilgili dergileri bana vermeye başladı. Bu bende bilgisayarlara karşı büyük ilgi uyandırdı. 1990 yılında bilime tutkumdan dolayı TÜBİTAK’a ait Bilim Teknik dergisini almaya başladım. Bilgisayarlarla ilgili yazılar gözüme çarpmıştı. O yazı ve görselleri takip etmeye başladım. Artık yeni hedefim bilgisayar öğrenmekti. İzmir’de bilgisayar fuarı yapılacağını duydum. Otostop çekerek Salihli’den İzmir’e ilk kez 100 Km’lik mesafeye gittim. COMPEX bilgisayar fuarının düzenlendiği Efes Otel’inin, kapısından üst kata çıkarak stantları gezmeye başladım. Fuarın tam orta kısmında PC’ ye benzer ama PC olmayan değişik bir bilgisayar gördüm. Bilgisayarın üzerinde Silicon Graphics markası dikkatimi çekmişti. Ekranındaki yazılım sanırım Alias Wavefront ait Power Animator 3D idi.

Bilgisayarın başındaki eleman viewport’taki sahnesini evirip çevirmeye çalışıyordu. Bu bana inanılmaz gelmişti ve bayağıda hoşuma gitmişti. Başka bir stantta LightWave 3D ve Star Trek’e ait uzay gemilerinin animasyonları vardı. O gün 3D yazılımlara karşı büyük arzum başlamıştı.

1993 yıllarında pazar günleri TRT 2’de ”Bob Ross ile Resim Sevinci” programını sürekli izlemeye başladım. Bu program çok hoşuma gitmişti ve güzel teknikler öğretiyordu. Renkleri karıştırmasıyla başka renkler elde etmesi, benim renk bilgimi geliştirdi. Rahmetli Bob Ross’un mesleğime katkısı çok büyüktür.

Elektronik bilgimle genç yaşta İzmir’de bir bilgisayarcıda teknik eleman olarak işe başladım. Bir yandan da MS Windows 3.0 üzerindeki Paint’le çizimler yapmaya çalışıyordum. Çizim programı arayışı içindeyken. 1994 yılında bir müşteriye ait bilgisayarda 3DS adında klasör gözüme çarpmıştı. Onu açıp kurcalamaya başladım. 3D yazılım aşkı bende yeniden körüklenmişti. Ertesi gün bilgisayarın sahibi geldi. Yazılımın bir kopyasını müşterinden istedim kopyasını verdi ve kendisi beni ajansına davet etti. Onunda 3D hevesi vardı ama çok fazla zaman ayıramıyordu. Daha çok Corel Draw üzerinde çalışmalar yapıyordu. Yani elimde 3D Studio R3 yazılımı vardı. O yıllarda yazılımı öğretecek kişi, kitap ve internet nede İngilizcem yoktu.

Bilgisayarcı da tamir ettiğim bilgisayarları test amaçlı olarak kullanabiliyordum. Akşam 19.00’dan sonra şirket çalışanları mesai bitiminde işten çıkarlardı. Geceleri ise şirket benimdi, o gün arızası giderilen test etmemiz için bırakılan bilgisayarlara yazılımı yükleyip saatlerce sabahlayarak 3D’yi öğrenmeye çalışıyordum. Yazılım üzerinde gelen, hazır sahnelere bakarak mantığını çözmeye çalışıyordum. Günlerden bir gün bu azmim kamerayı anime etmiş oldu. 1 yıl gibi bir zamanda yazılımı ve Material editörü, 2D ve 3D modellemeyi ve animasyonu çözmüştüm. Ama yine de bana yetmiyordu, eksiklerim vardı. Bu eksikleri şöyle çözdüm, sanki sanal olarak bir müşterim bana proje ve teslim tarihi vermiş de, bende o istekleri yapmaya çalışıyordum. Bu düşünce bana iş üzerinde öğrenmeyi tetiklemişti ve işime de yaramıştı. BYTE dergisinde bu konu üzerine yazılar yazan bazı abilerim vardı. Dergiden azda olsa birkaç şey öğrenmiştim.

1995 yılında 3D üzerine bir multimedia firmasında, freelance olarak çalışmaya başladım. Artık 3D artist olarak bir işim vardı. CD’lerde ara yüz yapıyorlardı bende anime 3D ikonlar yapıyordum. Firma sayesinde 1996 yılında MS Windows 95 ile 56K internetle tanışmış oldum.

1996 yılında ofise iş aramaya gelen genç bir arkadaş. Bana Kinetix 3D Studio MAX R2 yazılımını göstermişti. Yazılım bana gerçek anlamda boyut kazandırmıştı. Çünkü yazılımın yetenekleri uçsuz bucaksız bir çöl gibiydi. Hem de yazılım MS Windows 95’de çalışıyordu.

1997 Yılında Contact filmini sinemada izledikten sonra, görsel efektin hayatımın bir parçası olmasında büyük rolü olmuştur. Ama pişmem için daha çok zaman vardı. 1998 yılında 20 günlüğüne İstanbul’daki arkadaşımın yanına ziyarete uğradım. Arkadaşım Atatürk belgeselinin kurgucusuydu, o vesileyle yönetmen Tolga Örnek ile tanışmış oldum. Belgeseline birkaç logo ve animasyon yapmıştım. Tekrar İzmir’e döndüm ama sektör olarak İstanbul beni istiyordu.

1999 yılına kadar 3D Studio Max ve Adobe Photoshop öğrendim. İzmir’deyken bir reklam ajansına bant reklam yaptığım zamanda yönetmen Osman Dikiciler’le tanıştım. 9 Eylül Üniversitesi Radyo Televizyon bölümünde hocalık yapmaktaydı. Sonuçta 3D yazılımlarda sahne, ışık ve kamera vardı. O yüzden sinemayı öğrenmem gerekiyordu. Hazır fırsatını yakalamışken bazı sorular sormaya başladım. Öğrencilerine 4 yılda anlattığı senaryo, devamlılık, kamera aks çizgisi, lens ve açılar gibi birçok şeyi anlatmaya başladı. Hatta sohbet bitiminde bir dahaki buluşmamıza kadar senaryo yazmamı istedi. Güzel şekilde bir şeyler yazdım bir sonraki buluşmamış da senaryomu hocama sundum. Çok beğenmişti (oo sen sınıfı geçtin Cezmi) diyerek beni tebrik etti. Yönetmen olmam da benim için büyük bir adımdı.

O sıralar vizyona yeni girmiş The Matrix filmine gittim. Bu film ileride motion grafikten, görsel efekte geçiş yapmamı sağlayacaktı.

2000 yılında İstanbul’a taşındım. PC Life dergisinde CD-ROM ara yüz ve ikon animasyonları için çalışmaya başladım. Bir yandan da boş vakitlerimde The Matrix filmindeki kurşun izlerine takıntı yapmış 3D Studio MAX üzerinde sürekli kurşun izleriyle ilgili denemeler yapmaya çalışıyordum. Bu azmimde beni başarıya götürdü ve zaman içinde aynı kurşun izlerini yakalamıştım. 2002 yılında bir post şirketinde freelance olarak çalışmaya başladım. Reyting Hamdi skeçlerine bir arkadaşımla beraber 3D görsel efektler yapmaya başladım. Ben 3D kısmıyla uğraşıyordum, arkadaşımda benim 3D renderlarımı alıp After Effect’te çekilmiş videoların üzerinde birleştiriyordu. Bu yaptığım matrix kurşun izlerini de GAZMAN skeçin de bol bol kullandık.

1996 yılında ofise iş aramaya gelen genç bir arkadaş. Bana Kinetix 3D Studio MAX R2 yazılımını göstermişti. Yazılım bana gerçek anlamda boyut kazandırmıştı. Çünkü yazılımın yetenekleri uçsuz bucaksız bir çöl gibiydi. Hem de yazılım MS Windows 95’de çalışıyordu.

1997 Yılında Contact filmini sinemada izledikten sonra, görsel efektin hayatımın bir parçası olmasında büyük rolü olmuştur. Ama pişmem için daha çok zaman vardı. 1998 yılında 20 günlüğüne İstanbul’daki arkadaşımın yanına ziyarete uğradım. Arkadaşım Atatürk belgeselinin kurgucusuydu, o vesileyle yönetmen Tolga Örnek ile tanışmış oldum. Belgeseline birkaç logo ve animasyon yapmıştım. Tekrar İzmir’e döndüm ama sektör olarak İstanbul beni istiyordu.

1999 yılına kadar 3D Studio Max ve Adobe Photoshop öğrendim. İzmir’deyken bir reklam ajansına bant reklam yaptığım zamanda yönetmen Osman Dikiciler’le tanıştım. 9 Eylül Üniversitesi Radyo Televizyon bölümünde hocalık yapmaktaydı. Sonuçta 3D yazılımlarda sahne, ışık ve kamera vardı. O yüzden sinemayı öğrenmem gerekiyordu. Hazır fırsatını yakalamışken bazı sorular sormaya başladım. Öğrencilerine 4 yılda anlattığı senaryo, devamlılık, kamera aks çizgisi, lens ve açılar gibi birçok şeyi anlatmaya başladı. Hatta sohbet bitiminde bir dahaki buluşmamıza kadar senaryo yazmamı istedi. Güzel şekilde bir şeyler yazdım bir sonraki buluşmamış da senaryomu hocama sundum. Çok beğenmişti (oo sen sınıfı geçtin Cezmi) diyerek beni tebrik etti. Yönetmen olmam da benim için büyük bir adımdı.

O sıralar vizyona yeni girmiş The Matrix filmine gittim. Bu film ileride motion grafikten, görsel efekte geçiş yapmamı sağlayacaktı.

2000 yılında İstanbul’a taşındım. PC Life dergisinde CD-ROM ara yüz ve ikon animasyonları için çalışmaya başladım. Bir yandan da boş vakitlerimde The Matrix filmindeki kurşun izlerine takıntı yapmış 3D Studio MAX üzerinde sürekli kurşun izleriyle ilgili denemeler yapmaya çalışıyordum. Bu azmimde beni başarıya götürdü ve zaman içinde aynı kurşun izlerini yakalamıştım. 2002 yılında bir post şirketinde freelance olarak çalışmaya başladım. Reyting Hamdi skeçlerine bir arkadaşımla beraber 3D görsel efektler yapmaya başladım. Ben 3D kısmıyla uğraşıyordum, arkadaşımda benim 3D renderlarımı alıp After Effect’te çekilmiş videoların üzerinde birleştiriyordu. Bu yaptığım matrix kurşun izlerini de GAZMAN skeçin de bol bol kullandık.

 

2-CG sektörü denince sizi en çok heyecanlandıran alan nedir?

 

İlgim birçok alanı kapsamakta, 3D yazılımlarda Particle Fx, Dynamics Physics ve Render motorlarıdır. Estetik, güzelleştirmek, hatta sahneye ruh katmak için composite işlemleri beni heyecanlandırmakta.

 

3-Renk uzmanlığının yanında, yönetmenlik ve görsel efekt gibi uzmanlık alanlarınız bulunuyor. Bu alanlarda sektör deneyimleriniz nelerdir?

 

Normal çalışma alanım görsel efekt ve motion graphics idi, setlerde görsel efekt yönetmenliği yaptım, zaten sinemaya karşı büyük ilgim vardı. Bir zaman sonra video klip ve reklam çekmeye başladım, böylelikle yönetmenliği de uzmanlık yelpazeme katmış oldum.

 

4- Bloğunuzda ayrıntılı açıklanmış olsa da LUT, RAW, ColorCorrection & Grading gibi kavramları herkesin anlayacağı şekilde çok kısa değinebilir misiniz?

 

LUT: Sinematik atmosfer renklerini veren hazır preset diyebileceğimiz dosyalardır. Dosya içeriği ise Brighness, Contrast, Saturation, HUE, Temperature ve Tint gibi birçok bilgi barındırır. Bu bilgileri 3D küp şeklinde barındırmaktadır.

RAW: Kameranın çekim esnasında ham data dediğimiz, CMOS sensörün yakaladığı bütün ışık ve renk bilgilerinin saklandığı, büyük yer kaplayan dosya türüdür. Renk işlemleri için daha kontrollü çalışma alanı sağlar.

CC & CG: Color Correction bir sahnedeki planların, plandan plana kelvin ve ışık dengeleri tutturmak için yapılan işlemdir. Color Grading ise Color Correction işlemleri bittikten sonra filme bir dönem, ruh, tarz veya atmosfer vermek için kullanan işlemdir. Bu kısımda iyi colorist’in yaratıcılığı büyük önem taşır.

 

5- DaVinci Resolve denince akla ilk gelen isimlerden birisiniz. Resolve’ün sizdeki yeri nedir. Ve kısaca muadili yazılımlara göre avantajları nelerdir. Sektör meraklıları bu yazılımı neden tercih etsinler?

 

Yıllar önce aldığım 3D render animasyonlara Combustion ile composite yaptığımda mutlaka color tool’larını veya pluginleri kullanırdım. Combustion ve Flame ara yüzüne alışık olduğumda, aynı aileden gelen Lustre yazılımına merak sardım. Lustre yazılımı yüzüklerin efendisi üçlemesinde Color Grading için kullanılmış olduğundan iyi referansı vardı. Bir süre öğrenmek için aylarca kurcaladım ama bir türlü yazılıma ısınamadım.

2006 yıllarında Sinemaj firmasında DaVinci 2K görmüşlüğüm vardı. Kendisi kapalı kutuydu, nedeni ise kendi özel bilgisayarı, kendi Linux işletim sistemi ve film scan makinası ile milyon dolarlık hazır bir sistemdi. İlk anda DaVinci 2K’ya vurulmuştum zaten, çünkü inanılmaz yetenekli renk araçları vardı. Ama benim için pahalı sistemdi, ona ulaşmam çok zordu.

2009 yılında Blackmagic Design tarafından DaVinci’yi satın almışlardı. Bir sonraki yıllarda Linux ve Mac OS işletim sistemleri üzerinden satışa sunuldu. Maalesef Windows platformunda yoktu, bu beni çok üzmüştü. Derken 2011 yılında Windows için piyasaya sürüldü. Hem de bedava olan BMD DaVinci Resolve 8.2 Lite versiyonuydu, hemen indirip 8 ay kadar kurcalamaya ve öğrenmeye çalıştım. Öğrendim de ama bir şeyler eksikti. Aradığım şey dijital kameranın çektiği renkleri 16mm ya da 35mm film dokusu renklerine getirmekti. O yıllarda yönetmenler ve görüntü yönetmenleri dijital sinema kameralarına sıcak bakmıyorlardı. Filmin dokusu başka bir şeydi dijital kameralarda bu doku yoktu. 3 ayda film dokusuna kastım ve sonunda başarıydı yakaladım.

Artık bir şeyler yapabiliyor, video görsellerin renkleri ve ışığı kontrol edebiliyordum. Kısa zaman içinde belgesel, kısa film ve video klipler gelmeye başladı. Böylelikle meslek kategorime Colorist ünvanınıda dahil etmiş oldum.

Ardından çekimleri 2010 yılında yapılmış, yönetmen (hocam) Osman Dikiciler’in ”Bir Gevrek, Bir Boyoz, İki de Kumru” sinema filmi geldi. 2013 yılında ilk kez bir sinema filminde Colorist olarak çalışma fırsatı bulmuş oldum. Türkiye’nin ilk dijital sinema kamerası ile çekilmiş filmiydi. RED ONE kameranın çektiği hamlar 4K RAW şeklinde geldi.

O yıllarda hem 4K video hem de RAW olacak, normal bilgisayarlarda bu görselleri işlemek büyük iş ve imkansızdı. İleriyi düşünerek PC’me yaptığım yatırım sayesinde 3 haftalık bir süreçle filmin renklerini rahatlıkla yaptım. O zamanlarda filmin Resolve’dan çıkışı, yaklaşık süresi 12 saat sürmüştü.

 

6- Ayrıca Renk uzmanlığı üzerine yetkili sertifika verdiğiniz eğitim programınız nasıl gidiyor. Gelişmeler nelerdir?

 

İyi gidiyor ilgi yoğundu ama öğrenci arkadaşlardan fiyatlar konusunda pek çok şikâyet aldım. Yakın zamanda, sadece öğrenci arkadaşlara yine BMD sertifika alabilecekleri 3 günlük eğitim vereceğim.

 

7- Bir başka teknik soru olarak 8, 10 bit vs renk derinliği nedir. Renk düzenlemelerinde renk sanatçısı için ne gibi faydaları vardır? Uzmanından bu konuda kısaca bir açıklama bekliyoruz?

 

Kısaca pixel başına düşün renk sayısısın dan ibarettir. 8 Bitlik görselde tek pixel için 256 renkdir. 10 Bitlik görselde ise pixel başına 1024 renk barındırır. 8 bit görseller basamaklı şekilde renk geçişini görürüz. 10 Bitlik görsel ise bu basamak çok az ve yumuşak olarak görürüz. Color yaptığımızda seçilecek bir renk var ise o bölgeyi seçtiğimizde seçme alanı 8 Bit’e göre daha temiz seçebiliyoruz. O yüzden en az 10 Bitlik (4.2.2.) görselleri tercih ederiz. Color Grading çalışmalarda daha kaliteli iyi sonuçlar alırsınız.

 

8- OCIO ve ACES renk uzayları nedir?

 

OCIO teknolojisi Sony Picture Imageworks’un geliştirdiği renk yönetim sistemidir. Yapılma amacı 3D yazılımdan alınan renderların, kameranın çektiği görselleri birleştirmek. Bu birleştirme sonucu 3D renderlar, videonun üzerindeymiş gibi görülür. Aynı zamanda bütün renk uzayları (sRGB, Rec.709, Rec.2020 ve ACES) ile çalışır.

ACES (Academy Color Encoding System) teknolojisi ise OSCAR akademinin yaptığı insan gözünün gördüğü bütün renkleri kapsayan yenilikçi renk uzayıdır. Şu an için insan gözüne yakın görüntüleme cihazları bile Rec.2020 gamut’a kadar renkleri gösterir. Yakın gelecekte ACES destekli görüntüleme cihazlarını umarım görebileceğiz.

 

9- RED, ARRI belki birde Blackmagic Design var, RAW çekim denince en azından benim aklıma bu üçü geliyor. Bu isimlere aşina olanlar için bu kameralar nedir ne değildir?

 

RED kamerasının ilk modeli olan One’dan beri takip ederim, extreme bir kameradır. RAW’ını hep sevmişimdir. DaVinci Resolve RAW menüsünde yok yok, her şeyi kontrol edebiliyorsunuz. Renk uzaylarını değiştirerek farklı çalışma alanı sunar. Yakın zaman RED Komodo 6K modeli gelecek bu kamera baya yaygınlaşacak gibi.

BMD firması Pocket 4K ile devrim yaptılar. İnanılmaz yetenekli bir kamera. Küçük olması kullanım kolaylığı sunuyor. Bu alanda RAW çeken en ucuz kamera.

ARRI RAW ise fena değildir ama şu an için real time oynatmıyor. Birde kamera 800 ISO’da aşırı grain yapmakta. Pek tercih ettiğim bir kamera değildir. Bana göre RED ve BMD kameraları daha iyi sonuç veriyor. Ama bu tercih meselesidir.

 

10- CG, 3D ve renk uzmanlığı sektörünün ülkemizdeki dünü bugünü hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Sektörümüzde CG anlamında eskiye göre ülkemizde maalesef iki üç iş dışında, yaratıcı işler çıkmıyor. Kısaca kalite düşmüş durumda, müşterilerde daha ucuza iş yaptırma peşinde.

 

11- Aktif olarak kullandığınız yazılımlar nelerdir? Sizi takip edenler ve konunun meraklıları için 3D yazılım önerileriniz nelerdir?

 

Genelde DaVinci Resolve kullanmaktayım, color dahil her şey var üzerinde. Kurgu, görsel efekt, ses mix gibi. Başka yazılım aramıyorum, bir işi komple tek yazılımdan çıkartabiliyorum. Bu bana hız ve zaman kazandırmakta.

3D yazılım önerim ise 3dsmax evet biraz hantal ama plugin desteği en fazla olan yazılımdır. Cinema 4D motion graphic anlamında güzel tool’ları var. Blender 3D bedava olması, sürekli her sürümde inanılmaz şekilde geliştirilmesi ve render alınmış gibi real time viewport’u çok güzel.

 

12- Sıfırdan nihai sürece kadar herhangi bir işte izlediğiniz süreç nasıl ilerliyor?

 

İster görsel efekt için ister color için bana gelmeden önce, kurgu aşaması bitmeden bana malzeme gelmez, gelmemelidir. Piyasada Kurguyu kilitledik diye tabir vardır. Kurgusu bitmemiş işi ben asla başlamam. Color için bana usb 3 external disk içinde filmin hamları ve XML dosyası gelmekte. Genelde ProRes MOV ya da RAW video şeklinde gelmekte. Bir sinema filmi ortalama hamları RAW ise 4TB ile 6TB arasında, MOV’sa 2TB ya da 4TB olarak gelmekte.

Nvidia’nın CUDA teknolojisi sayesinde hiçbir görseli, makine içine aktarma yapmadan. USB 3 disk üzerinden Color’ımı takılma veya yavaşlama olmadan rahatlıkla yapabiliyorum. Color çalışmamız bittikten sonra ayriyeten external disk isterim. O diske de çıkışlarımı render alırım. Bir sinema filmi benim bilgisayarımdan ağır plugin kullanmadıysam ortalama 3/5 saat kadar sürmekte. Nvidia Titan X ekran kartının CUDA teknolojisi büyük nimet.

 

13- Yerel ve uluslararası arenada örnek aldığınız yakından takip ettiğiniz sanatçı veya sanatçılar kimledir?

 

Görsel efektte aynı zamanda arkadaşım olan Allan McKay takip etmekteyim, kendisi profesyonel bir Particle FX’cidir. Müzikte ise Hans Zimmer dinlemeyi tercih ediyorum. Color yaparken ya da görsel efekt yaparken, senaryo yazarken ve web’te gezinirken, ruhuma iyi geliyor. Hayal gücüme de büyük katkısı oluyor. Yönetmenlerde ise gizem ve ters köşeleri ile Christopher Nolan’ı takip ederim. Aksiyonda Jonh Woo’yu takip ederim ikisinin de tarzlarını severim. Christopher Nolan yeni filmi TENET’i sabırsızla beklemekteyim. Bakalım bu filmde bizleri neler bekliyor olacak.

 

14- CG ve tasarım konularında takip ettiğiniz yerli ve uluslararası platformlar, dergiler, siteler hangileri?

 

Genelde bu sitelere bakınırım:
PC Hardware: tomshardware.com, reddit.com, pcworld.com
Teknoloji ve Sistemler: cinema5d.com, fstoppers.com, nofilmschool.com
CGI: artstation.com, cgchannel.com, cgsociety.org, area.autodesk.com, behance.net
Bilimsel makaleler: gercekbilim.com, beyinsizler.net, bilim.org, fizikist.com, popsci.com.tr

 

15- Ne gibi sistem ve hardware kullanıyorsunuz?

 

90’lı yıllardan beri hep ASUS ürünleriyle çalıştım, kalitesiyle beni asla yarı yolda bırakmadı. İşlemci konusunda ise intel işlemcilerini tercih ederim. Stabil olması beni hep şaşırtmıştır. Güvenilir birde iş ortasında patlamazsınız. Ekran kartına gelince ASUS marka Nvidia GTX ürünlerini kullanırım. CUDA teknoloji sayesinde DaVinci Resolve ve RED kamera ile Nvidia ortak arge yapmaları, 4K ve 8K çözünürlükte RAW’ları real time oynatmama izin veriyor. Şimdiden CPU çok GPU’lar hakim. CPU’larını i7’nini en düşük modelini kullanarak, ram olarak minimum 24Gb iyidir. Ekran kartında ise Ram’i ve CUDA işlemci sayısına yatırım yapsınlar. Şu an ve yakın gelecekte her şeyi ekran kartın üzerinden yapacaz.

Meraklılar için şu anki PC bilgisayarım:
ASUS Rampage Formula 3 Ana kart, intel i7-990x işlemci, 48 GB DDR3 ram, 1TB SSD disk ve ASUS Nvidia GTX Titan X ekran kartı.

 

16- Sektöre girmek isteyen konunun meraklısı arkadaşlara yılların tecrübeli bir sanatçı olarak tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Bizim sektörde çalışmak isteyen arkadaşlara tavsiyem, mutlaka lensi değişebilen fotoğraf makinasına (cep telefonu değil) sahip olmalılar, standart veya deneysel çalışmalar yapmalılar ki estetik bakışı, çerçeve kompozisyonu ve iyi bir gözü olmalı ki işlerine yansıtabilsinler. En iyi öğrenme metottu iş almaya çalışsınlar. İş üzerinde çalıştıklarından çok şey öğrenebilirler.

Zorluklarını gördükçe nerede ne gibi şeyler yapmayalım sorusuna güzel cevap vermiş olurlar. Tek yazılım üzerinden ilerlemesinler, artıları eksileri mutlaka vardır. Composite işler için Digital Fusion, Nuke ve Affinity Photo gibi yazılımlara da göz atsınlar.

 

Please reload

Güncellemeler için Abone Olun

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • Instagram Black Round
  • Google+ - Black Circle

© 2015 by Erhan Sahinkoc - Esenyurt-Beylikdüzü - Istanbul / Turkey

G: +90.532.523.58.08 - info@esahinkoc.com